Şair'in Yusuf Ziya Ortaç'ın dediği gibi büyük fırlak bir alnı, çukur bir çenesi, "Halep çıbanlarının insafsızca kemirdiği kırmızı ve etli bir yüzü" vardır.Kendisini çirkin bulur, yüzünü beğenmez.Bu yüzden ömrü boyunca ızdırap çekmiştir; ama O, ne yüzüne bakılmayacak kadar çirkin bir adamdır ne de çirkinliği yazdıklarına gölge düşürür.Evet, kendini beğenmeyen Şairimiz Ahmet Haşim'den başkası değildir."Başım" şiirinde şöyle der şair:

" Bi-haber gövdeme gelmiş, konmuş
Müteheyyic, mütekallis bir baş
Ayırır sanki bu baştan etimi
Ömr-ü ehrama muadil bir yaş
Ürkerim kendi hayalatımdan
Sanki kandır şakağımdan akıyor
Bir kızıl çehrede ateşten gözler
Bana güya ki içimden bakıyor
Bu cehennemde yetişmiş kafaya
Kanlı bir lokmadır ancak mihenim
Ah Ya Rabbi! Nasıl birleşti
Bu çetin başla bu suçsuz bedenim."

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, "Edebiyat ve Gençlik Hatıralarında" demektedir ki: "Kendisinin son derece çirkin bir adam olduğunu zannediyordu ve bu zan, O'na ilk gençlik çağlarından son gençlik dönemine kadar hayatı zehreden tasalardan biri olmuştur."

Birgün Yakup Kadri'ye : "Mon şer ! Dün gece , bu suratımın hali uykumu kaçırdı. Dnu şöyle hayalimde tashih edeyim(düzelteyim) dedim.Mesela alnımı daha muntazam bir şekle soktum.Kafamı lepiska saçlarla örttüm.Yanağımdaki Halep çıbanını sildim.Ağzımı ufalttım, çenemi incelttim.Gene bir şeye benzemedi.Anladım ki bu kafayı kökünden söküp atmaktan başka çare yok." Şair , Yakup Kadri'ye bu azaplı hadiseyi anlattığında konu, "evlenme meselesidir." Evlenmekten daima kaçan şair,alacağı kızın kendisini sevmeyeceğine kanaat getirmiştir ve aldatılan bir koca olmak rezaleti, O'na felaketlerin en büyüğü gibi görünmektedir.Laf evlenmekten açılınca, "Kadın benim neremi sevecek?!" diye sızlanıyordu Haşim.

Bütün bunlar doğrudur;ancak Ahmet Haşim'in "yüzüne bakılmayacak kadar çirkin" bir adam olduğu tamamen efsanedir.O'nu Bağdatlı olduğu ve Arap soyundan geldiği için "kara yağız" bir adam sananlar ise adamakıllı aldanmışlardır.O'nun yüzünü güzel ve cazip bulanlar, çirkin olduğunu söyleyenlerden daha fazladır.Haşim, mavi gözlü ve beyaz tenlidir.Yakup Kadri O'nun resmini öyle çizer ki "çirkin" dediğinize utanırsınız: "Bir istihzayı mı yoksa bir sempatiyi mi ifade ettiği anlaşılamayan bu gülümsemeleri O'nun mavi gözlerinin ucunda idi.Mavi gözleri dedim.Belki şaşıracaksınız.Zira , "Şi'r-i Kamer" Şairi'nin yüzünü sade resimlerinde görmüş iseniz ve hele O'nun Bağdatlı olduğunu biliyorsanız, Ahmet Haşim'i mutlaka kara yağız bir insan sanmaktasınızdır.Nitekim, ben de kendisini görünceye dek öyle sanıyordum ve karşıma Ahmet Haşim diye beyaz tenli , kumral, genç bir adam çıkınca hayrete düşmüştüm."

Yakup Kadri, Haşim'in "çirkin" denilen başının bir cazibeye sahip olduğunu da yazar: "Son derece canlı, cazibeli ve alaka verici bir kafası vardı. Etrafında , "O Belde" 'de tahayyül ettiği "ince, saf ve leyli" yarlardan olmaya can atan kadınlar vardı.Fakat, herşeye , masala, büyüye, mucizeye inanan Haşim, yalnız bir şeye, kendisinin bir kadın tarafından sevilebileceğine inanmıyordu.Bunun içindir ki ölünceye kadar daima yakışıklı gençleri, sevişen çiftleri kıskandı."

Haşim'in yüzündeki çirkinlik işareti "Halep çıbanı" da bir efsanedir aslında.Abdülhak Şinasi Hisar, onun, Şairin çocukluğunda geçirdiği bir kazadan kalma yara izi olduğunu söyler.Zaten Haşim'in portresini çizmeye duran hemen herkes, O'nun yara izini yahut çıbanını geçip zeka kıvılcımları çakan mavi gözlerine takılır.O gözler ki sahibi son nefesini verdiği ana kadar kimi zaman çocukça , kimi zaman istihza ile fakat, sürekli ışıltılı bir parıltıyla yanmış ve Tanpınar'ın deyişiyle çevresindekilere hep ümit vermiştir.