YUNUS EMRE’NİN ÇAĞLARI AŞAN FİKİRLERİ

Türk şiir ve düşünce tarihinin ulu kişilerinden biri hiç şüphesiz Yunus Emre’dir. Yunus Emre gerek kendi çağında gerekse kendinden sonraki 700 asırlık bir zaman diliminde fikirleriyle şiirleriyle dipdiri kalmış ve kalmaya da devam etmektedir. Şiirlerini sade Türkçe ile yazmış,bu sade Türkçe ile insanlarda duygu coşkunluğu yaratmış ve kendine özgü bir lirizmle insanları adeta büyülemiştir. Yunus Emre yaşayan ve var olan halk diliyle şiirlerini söylemiştir. O devirde Karamanoğulları beyliğinin dışındaki beyliklerde özellikle de devletin resmi dilinin Farsça olduğu, Arapça’nın hakim bir dil olduğu dönemlerde Yunus Emre şiirlerini halk dili olan Türkçe ile söylemiştir. Şiirlerinde sevgi, saygı, gönül, kalp, Allah sevgisi, aşk, özellikle ilahi aşk gibi konularda sıkça söz eder. Başlıca temaları bunlardır. Gönül Yunus Emre için çok önemlidir. Çünkü gönül Yunus Emre için bir Allah yapısıdır. Kırılması onun için bir bedbahtlıktır. Şimdi Yunus Emre’nin genel olarak fikirlerini, görüş ve düşüncelerini inceleyelim.


a.Yunus Emre’deki Hümanist düşünce: Yunus Emre İslamiyetin öz değerlerinden, içinde yaşadığı bölgedeki kolonizatör Türk dervişlerinden ve sofilerden aldığı kavramlardan birleştirdiği kendine özgü bir hümanist düşüncesi vardır. Batıdaki bildiğimiz hümanist düşünce ile Yunus’un hümanist yani insani düşüncesi veya insanı hedef alan düşüncesi arasında fark vardır. Batıdaki hümanist düşüncenin hedefi; insan iken, iyiliğiyle kötülüğüylü bütün sınırsız özgürlüğüyle insanı hedef almışken, beşer üstü varlıkları reddeden, hatta Allah'ı reddeden insanı hedef almışken Yunus’taki insani düşüncenin hedefi İlahi aşk veya insan Allah merkezli insandır. Yunus'ta sonuç ne olursa olsun, hangi düşünce olursa olsun bütün olarak insanı Allah’a götürmelidir. Zaten batıdaki hümanist düşünce hareketi Rönesans’la başlamıştır. Halbuki Yunus Emre asırlar önce kendine özgü insani düşüncelerini Anadolu halkının gönlüne ulaştırıyordu. Bu düşünceyi şiirlere dökerek ve yaşayan Anadolu Türçesiyle ele almış ve Türk toplumuna hediye etmiştir. Bu bakımdan bu düşünce kendine ve Türk toplumuna özgüdür. Batıdaki hümanist gelişmelerin ortada eseri bile yokken Yunus Emre kendi halinde tek başına içindeki sonsuz ilahi aşkla asırlara hitap edecek hümanist düşünceyi milletine sunmuştur.
Öyle ki Batılıların yıllarca düşünüp bir türlü uygulayamadıkları hümanist düşünceyi, tarihimizin derinliklerinden beridir yaşanılıp uygulanmaktadır. Her ne kadar batılılar bu konuda çok yazmış ve çizmiş iseler de bir türlü fiiliyatta gerçekleştirememişler diğer taraftan da Anadolu insanında gördükleri eşsiz hoşgörü ve hümanist düşünceyi hep merak etmişler ve bu durumu defalarca basın ve yayın organları vasıtasıyla dile getirmişlerdir.(1) Sanırım Anadolu insanındaki bu düşüncenin temellerini Yunus Emre’de aramak gerekir.
“Yetmiş iki millete bir göz ile bakamayan,
Şer’in evliyasıyla hakikatte asidir.”
Diyordu Yunus Emre 7 asır önce. Çevresindeki gönüllere, bütün insanlığa aynı gözle bakmak gerektiğini belirtiyordu.
Yunus Emre’nin insanı sevmesi veya hümanist bir düşünceye sahip olması insanları Yaratanının bir kapısı olarak gördüğündendir. Bu fikrini şu dizelerinde açıkça belirtiyor (2):
‘’Çok aradım özledim, yeri göğü aradım
Çok aradım bulamadım, buldum insan içinde.’’

Yunus Emre Allah'ı geleneksel düşüncenin aksine gökte değil, O yaratanını veya kendi diliyle Maşuk’unu yerde arar, insanlarda arar kısaca onun yarattığı her şeyde arar:
‘’Ben ay’ımı yerde gördüm, ne işim var gökyüzünde
Benim gözüm yerde gerek, bana rahmet yerden yağar.’’
İnsan “gönül” sahibidir. Gönül bütün yüceliklerin kendinde toplandığı yerdir. Gönül nazargahı ilahidir. Nihayet gönül, sevginin coşup taştığı yer olur.
‘’Gah eserim yeller gibi gah tozarım yollar gibi,
Taşkın akan seller gibi gel gör beni aşk neyledi ‘’
mısraları Yunus Emre’deki ruh halini yansıtır.(3)
Yine Yunus Emre’deki hümanist düşüncenin temeli insanları sevmesidir. Onun için bütün insanlık birdir. Din, dil , ırk ve cinsiyet ayırt etmez. Değil mi ki onlar birer yaratılan ve yaratan gibi yüce birisi onları yaratmış. Öyle ise insan en değerli varlıktır. Çünkü o varlık Allah'ın yaratmış olduğu ve sonuçta yine Allah'ın eseri olduğu için değerlidir. Peki o zaman hangi eser yapıcısını hatırlatmaz ve ya sevdirmez ki? O seçkin olsun avamdan biri olsun, Allah’a itaatkar biri veya asi biri olsun bütün insanların, insan olmaları itibariyle onun yanında değeri aynıdır. Ve bu insanlara daha doğrusu yeryüzündeki bütün insanlığa bakış açısı şöyledir.
‘’Hâs u âm muti asi Dost kuludur cümlesi
Kime ayıdabilirsin gel evinden taşra çık.’’
Bütün insanlık Allah’ın kuludur. Bu durumda hangi birisine O’nun dairesinden, evinden dışarı çık diyebilirsin ki.(4) Bütün bu yazılanlardan görülüyor ki Yunus Emre sevgi aşığı, hak aşığı bir gönül dostudur. Onun insanları sevmesi hepsinin Allah’ın yeryüzünde birer tecellisi olduğundandır. Bu bakımdan insan ve onun içindeki esas varlık olan “gönül” Allah yapısıdır. Bütün gönüller eşittir. Bütün insanlık eşittir. Zaten şu sözleri bunun en güzel bir şekilde açıklayıcısıdır:
‘’YARADILANI SEV,YARADANDAN ÖTÜRÜ..’’

b. Yunus Emre’nin ana gayesi1) İnsan bütün insanları sevmesi gerekir: Yedi asırdır ruhları ve gönülleri yıkamaya devam eden Yunus Emre’nin destani bir hayatı vardır. Yaptıkları, sözleri, şiirleri; dilden dile dolaşmış, gönülleri fethetmiş kendi deyimiyle “gönüller yapmış”, Anadolu’nun en buhranlı dönemlerinde gerek iç karışıklıklar gerekse Moğolların Anadolu’yu yakıp yıktıkları dönemlerde Anadolu insanına moral olmuş manevi destek olmuştur. Anadolu Türkçe’sini halk gönlünde yaşatmış ve sevdirmiş, Sarayın ve Medresenin Arapça ve Farsça’yı ön planda tuttuğu ve muteber saydığı bir zamanda, Mevlâna’nın bile eserlerini Farsça yazdığı bir zamanda O şiirlerini Türkçe ve yaşayan halk dilinde söylemiş, halkın gönlüne seslenmiştir. Bu derece halk üzerinde etkili olmasına rağmen O; öyle büyük davasının olmadığı, O’nun gayesinin sadece ve sadece insanlar arasında sevgiyi hakim kılmak olduğunu ifade etmiştir. Onun hedefi “gönül yapmak”tır. Yani gönülleri imar etmek, onları Hak aşkını barındırabilecek olgunluğa eriştirmek olduğunu şu mısralarıyla açıklar: (5)

‘’Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi işi
Dost’un evi gönüldendir gönüller yapmaya geldim. ‘’
(2) Mutasavvıf şairler gibi Yunus Emre’yi de başka şairlerden ayıran en büyük özellik; O’nların şiirlerindeki söze kutsal bir mana vermesindendir. Başka şairler için şiir ben’in ve toplumun bir ifadesidir. Veya sadece bir kelime oyunundur. Ama Yunus Emre’de şiir başkadır. O’nun için şiir “Tanrı avazı”dır. Şaire çok büyük bir sorumluluk yükler. Bu görüşlerin şöyle dile getirir: (6)
‘’Söz ola kese başı, söz ola kese savaşı,
Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ide bir söz
Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ide bir söz
Yunus imdi söz yatında söyle söz gayetindenn
Key sakın o şeh katından seni ırak ide bir söz”
Öyle ki insan ne zaman neyi konuşacağını bilmeli ve ona göre konuşmalıdır. Kötü söz konuşmamalı, yerinde ve zamanında konuşmalıdır. Yunus Emre sözün bu dünya cehennemini “sekiz uçmak” derecesine getirebileceğine inanmaktadır.
(3) İnsan kendini ve hakkı mutlaka bilmelidir : Aynı zamanda Yunus Emre’nin bir diğer hedefi ise, insanın ilk önce kendisi bilmesini ve tanımasını istemesidir. Bütün ilimlerin buna yönelik olmasın ister. Ve şöyle açıklar düşüncelerini:
‘’İlim ilim bilmektir, ilim; kendini bilmektir.
Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır
Okumaktan ma’ni ne kişi Hakk’ı bilmektir.
Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir.’’
Kendilerini ilme adamış nice insanın Hakk’ı tanıyamadığını belirtir. İlim adamının kendisini ilme verip dış alemle ilişkiyi kopardığını ve olup biteni göremediğini Allah’ı unuttuğunu belirtmek ister adeta.
(4) İnsanın en önemli görevi gönül yıkmamak bilakis “gönül yapmak”tır: Yunus Emre'ye insanın Kabesi kendi gönlüdür. Yer yüzünde Kabe’nin Müslümanlar açısından değeri ne derece önemli ise kendi Kabe’si olan gönlü o derece mühimdir. Yunus Emre ikisin kıyaslar ve Allah yapısı olan insanın içindeki gönlün (kalbin) daha önemi olduğunu belirtir(7):
‘’Gönül mü yeğ Kabe’mi yeğ eyit bana ey aklı eren
Gönül yeğdürür zira kim gönüldedir Dost durağı.’’
Yunus Emre gönül yapmak için vardır. Yukarıda bunu söylemiştik. İnsanın hedefi gayesi insanı sevmek olmalıdır demiştik. Zaten Yunus Emre de kendisinin dünyaya gönül yapmak için geldiğini belirtmiştir. Gönül yıkan kimsenin kıldığı namazın hiçbir anlamı olmadığını söyler. Adeta büyük günah işlemiş gibi olacağını söyleyerek, bu durumdan yetmiş iki millet olsa seni temize çıkarsa bile durum değişmeyeceğini belirtir. Öte yandan gönül yıkan birisin boşu boşuna hacca gitmesine emek vermemesini ister.
‘’Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.’’
Bu konudaki fikirlerini şu mısralarıyla da dile getirir:
‘’Gönül Çalabın tahtı gönüle Çalab baktı
İki cihan bedbahtı her kim gönül yıkar ise
Ak sakallı pir koca bilimez hali nice
Emek vermesin hacca bir kez gönül yıkar ise.’’
Evet gönül Yunus için çok önemlidir. Zaten insanın ana mayası gönlüdür, kalbidir. Diğer organları ise cismani ve fani varlıktan başkası değildir.
‘’Aşk imamdır bize gönül cemaat dost yüzü kıbledir daimdür salat
Dost yüzün göricek yağmalandı onun için kapıda kaldı salat. ‘’
der. O her şeyi aşktan bekler, yani Dost aşkından bekler. onun için yegane önemli olan şey, insanın Allah'a aşık olması ve bunu yolu da ona göre insanı sevmekle, bir Allah yapısı olan gönüllere girmekle, gönülleri tamir etmekle mümkündür. Neticede gönüllerin sahibi Allah'tır. Yukarıdaki mısralarda bazı aykırı durumlar görülüyor gibi olsa, bu bütün mutasavvıfların ortak yönüdür. Onların işi gönüldür. ve bu meseleyi bu çerçeve içerisinde ele alırlar.

Bu konuda son olarak bu konunu üstadı olan Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Sayın Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ’nin bu konu ile yazmış olduğu Yunus Emre’de İlahi Aşk ve İnsan Sevgisi (KUBBE ALTI YAYINI İKİNCİ BASKI İST.)adlı kitabının sonuç bölümünden alıntılar yapabiliriz:

‘’Tasavvuf düşüncesi içinde ilahi aşk önemli yer işgal eder. Kökleri Kur'anı Kerim ve hadislere dayanan bu görüş, mutasavvıflar elinde işlenerek son derece verimli hale sokulmuştur. Yunus Emre’ye göre aşk ezelidir, yaradılışın sebebidir ve bütün cihanı kaplamış vaziyettedir. Aşk insandaki sonsuzluk özlemine en iyi şekilde cevap verir. Namütenahiye doğru kanatlanışı sağlar.Birçok mutasavvıflar gibi Yunus Emre de Allah’a vuslat vasıtası olarak aşkın ilimden üstün olduğunu kabul eder.Üstün ahlak da ancak aşkla gerçekleşir. Aşk denizine dalan ölür fakat yeni bir dirilişe yol açar.Aşk en önemli manevi eğitim aracıdır. Yunus “ben ham idim aşk pişirdi”, “karayı aktan seçer oldum” der ve aşk davası kılan kişinin hırs, heva, kibir, gurur gibi kötü hasletlerden uzak kalacağını belirtir. Aşık menfaatsiz ve yüksek seviyedeki kulluk anlayışını benimseyen kimsedir. Yunus Emre’nin telkin ettiği insan sevgisi, yakın çevreden başlamak üzere sudaki halkalar misali genişleyerek bütün insanlığı kucaklayacak mahiyettedir..’’